Aldrin ve Dieldrin Nedir? Özellikleri ve İnsan Sağlığına Etkileri
Ziraat ve halk sağlığı tarihinde adını sıkça duyduğumuz, kimyasal yapıları birbirine oldukça benzeyen ve etkileriyle bilim dünyasında uzun yıllardır tartışılan iki maddeden bahsedeceğiz bugün. Bu maddeler, geçmişte tarımsal verimliliği artırmak ve zararlı böceklerle mücadele etmek amacıyla yoğun bir şekilde hayatımızdaydı. Özellikle termit gibi ahşap zararlılarına ve mısır, pamuk gibi ürünlere musallat olan böceklere karşı geliştirilmişlerdi. Ancak madalyonun diğer yüzünde, bu kimyasalların doğada ve canlı vücudunda gösterdiği inatçı tutum yatıyor.
- Aldrin ve Dieldrin Nerelerde ve Neden Kullanıldı?
- Bu Maddelerin Doğadaki Yolculuğu Nasıl Gerçekleşir?
- İnsanlar Aldrin ve Dieldrin Maddelerine Nasıl Maruz Kalır?
- Aldrin ve Dieldrin İçin Alınabilecek Önlemler Nelerdir?
- Vücudumuz Bu Maddelere Nasıl Tepki Verir?
- Aldrin ve Dieldrin Sinir Sistemini Nasıl Etkiler?
- Karaciğer Sağlığı ve Aldrin ve Dieldrin İlişkisi
- Üreme Sistemi ve Gelecek Nesiller Üzerindeki Etkileri
- Aldrin ve Dieldrin Karnesi: Bilmeniz Gerekenler Tablosu
- Aldrin ve Dieldrin Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
- Kaynaklar
Bu yazıda, eldeki bilimsel veriler ışığında, bu maddelerin ne olduğunu, vücudumuza nasıl girdiğini, sağlığımızı nasıl etkileyebileceğini ve onlardan nasıl korunabileceğimizi detaylıca inceleyeceğiz. Amacımız sizi korkutmak değil, tam tersine, doğru bilgiyle donatarak bilinçli bir farkındalık oluşturmak. Hazırsanız, kimya laboratuvarlarının soğuk terimlerinden uzaklaşıp, bu maddelerin hikayesine yakından bakalım.
Aldrin ve Dieldrin Nerelerde ve Neden Kullanıldı?
Geçmişe kısa bir yolculuk yaparsak, bu kimyasalların 1940’lı ve 1950’li yıllarda böcek ilacı dünyasına hızlı bir giriş yaptığını görürüz. O dönemde, tarımsal üretimi tehdit eden zararlılarla başa çıkmak büyük bir sorundu ve bu maddeler adeta bir kurtarıcı gibi görüldü. Aldrin ve dieldrin, özellikle mısır, pamuk ve narenciye tarlalarında toprak zararlılarını kontrol altına almak için kullanıldı. Sadece tarımla sınırlı kalmadılar; evlerimizin temellerini kemiren termitlere karşı da en etkili silahlardan biri oldular.
Ahşap koruyucu işlemlerden, yünlü kumaşların güvelenmeye karşı korunmasına kadar geniş bir kullanım alanı buldular. Ancak zamanla, bu maddelerin çevreye ve canlılara olan etkileri daha net anlaşılmaya başlandı. 1970’li yılların başında, tarımsal kullanımları büyük ölçüde kısıtlandı ve iptal edildi. Çünkü bu maddeler, uygulandıkları yerde kalmıyor, besin zincirine karışıyor ve yok olmuyorlardı. Termit kontrolü için kullanımları bir süre daha devam etse de, 1980’lerin sonunda bu kullanım da tamamen sona erdirildi. Günümüzde bu maddelerin üretimi ve kullanımı ABD gibi birçok ülkede yasaklanmış durumda. Ancak geçmişte yaygın kullanılmaları ve doğada uzun süre kalabilmeleri nedeniyle, günümüzde hala çevresel analizlerde karşımıza çıkabiliyorlar.
Bu Maddelerin Doğadaki Yolculuğu Nasıl Gerçekleşir?
İşin en ilginç ve belki de en kafa karıştırıcı kısmı burası. Aldrin ve dieldrin, birbirlerinden bağımsız iki ayrı madde gibi görünse de, aslında aralarında çok sıkı bir ilişki var. Aldrin, doğaya salındığında veya bir canlı vücuduna girdiğinde, çok hızlı bir şekilde yapısını değiştirerek dieldrine dönüşüyor. Yani siz ortamda sadece aldrin kullansanız bile, kısa bir süre sonra karşınızda dieldrin buluyorsunuz. Bu dönüşüm, güneş ışığı ve bakteriler sayesinde toprakta veya bitkilerde gerçekleşebildiği gibi, karaciğerimizdeki enzimler sayesinde vücudumuzda da çok hızlı bir şekilde oluyor.
Dieldrin ise bu hikayenin “inatçı” karakteri. Aldrinin aksine, dieldrin çevresel koşullara karşı son derece dirençli. Toprak parçacıklarına sıkıca tutunuyor ve buradan kolay kolay ayrılmıyor. Suda çözünme yeteneği çok düşük olduğu için, yağmur sularıyla yıkanıp gitmek yerine, suyun dibindeki tortulara ve çamurlara yapışmayı tercih ediyor. Bu özelliği, onun su kaynaklarında ve toprakta yıllarca kalabilmesine neden oluyor. Ayrıca bu maddeler “yarı uçucu” özellik gösteriyor; yani topraktan veya sudan yavaşça buharlaşarak havaya karışabiliyor ve rüzgarlar aracılığıyla uygulandıkları yerden çok uzaklara taşınabiliyorlar. Bu yüzden hiç tarım yapılmamış, insan ayağı değmemiş kutup bölgelerinde bile izlerine rastlanabiliyor.
Bir diğer önemli özellik ise “biyokonsantrasyon” yani canlı dokularında birikme yeteneği. Bu maddeler yağı çok seviyor. Sudaki küçük organizmalar, balıklar veya toprakla beslenen canlılar bu maddeleri bünyelerine aldıklarında, maddeler onların yağ dokularında depolanıyor. Besin zincirinde yukarı çıktıkça, yani büyük balık küçük balığı yedikçe, bu maddelerin konsantrasyonu artıyor. Sonuç olarak, sofralarımıza gelen kök sebzeler, süt ürünleri veya et gibi yağlı besinlerde, geçmişte kullanılan bu ilaçların kalıntılarına rastlama ihtimali doğuyor.
İnsanlar Aldrin ve Dieldrin Maddelerine Nasıl Maruz Kalır?
Günlük hayatta bu maddelere maruz kalma olasılığımız, üretimlerinin durdurulması sayesinde eskiye oranla çok daha düşük. Ancak sıfırlanmış değil. Genel popülasyon için en yaygın maruziyet yolu gıdalar. Özellikle kök sebzeler (patates, havuç gibi toprakla doğrudan temas edenler), süt ürünleri ve etler, dieldrin kalıntılarını barındırma potansiyeline sahip. Bu maddeler toprağa sıkıca bağlandığı için, bitkiler kökleri aracılığıyla bu maddeleri bünyelerine alabiliyorlar.
Hava yoluyla maruziyet ise daha spesifik durumlar için geçerli. Geçmişte termit kontrolü amacıyla temelleri veya ahşap kısımları bu maddelerle ilaçlanmış eski evlerde yaşayanlar, iç mekan havasında bu maddelerin buharlarını soluyabilirler. Yapılan araştırmalar, ilaçlamanın üzerinden yıllar geçse bile, evin bodrum katlarında veya yaşam alanlarında ölçülebilir seviyelerde aldrin ve dieldrin bulunabileceğini göstermiştir. Bu evlerde yaşayanlar, dışarıdaki havaya kıyasla daha yüksek bir maruziyet riski altındadır.
Su kaynakları da bir diğer potansiyel yol. Her ne kadar içme sularında çok sık rastlanmasa da, tarımsal alanlara yakın yeraltı sularında veya kirlenmiş nehirlerde düşük seviyelerde tespit edilebiliyorlar. Ayrıca tehlikeli atık sahalarına yakın yaşayan insanlar, rüzgarla taşınan tozlar veya kirlenmiş toprakla temas yoluyla bu maddelere maruz kalabilirler. Anne sütü de ne yazık ki bu birikimden nasibini alabiliyor; annenin geçmişte maruz kaldığı ve vücut yağlarında depoladığı dieldrin, emzirme yoluyla bebeğe geçebiliyor. Ancak uzmanlar, anne sütünün faydalarının bu potansiyel riskten çok daha ağır bastığını her fırsatta vurguluyor.
Aldrin ve Dieldrin İçin Alınabilecek Önlemler Nelerdir?
Peki, biz ne yapabiliriz? Bu maddelerden korunmak için alabileceğimiz bireysel önlemler sınırlı olsa da etkilidir. Öncelikle, beslenme alışkanlıklarımızda çeşitlilik sağlamak ve gıdaları iyi yıkamak temel kuraldır. Kök sebzelerin üzerindeki toprağın tamamen temizlendiğinden emin olmak, olası toprak kalıntılarından kaynaklı maruziyeti azaltabilir. Yağlı hayvansal gıdaların tüketiminde aşırıya kaçmamak ve dengeli bir diyet uygulamak, yağ dokusunda biriken bu tür kimyasalların vücuda girişini sınırlayabilir.
Eğer eski bir evde yaşıyorsanız ve geçmişte termit ilaçlaması yapıldığından şüpheleniyorsanız, evin havalandırmasına ekstra özen göstermelisiniz. Özellikle bodrum katları ve kapalı alanlar, bu kimyasalların buharlarının birikebileceği yerlerdir. Evin alt kısımlarından gelen havanın yaşam alanlarına sızmasını engellemek için yalıtım önlemleri almak faydalı olabilir.
Tehlikeli atık sahalarına yakın bölgelerde yaşayanlar için ise toprakla temas konusunda dikkatli olmak gerekir. Çocukların toprakla oynamasını engellemek veya oyun sonrasında ellerini iyice yıkamalarını sağlamak, toprağa yapışmış kimyasalların ağız yoluyla alınmasını önler. Ayrıca, bilinmeyen su kaynaklarından su içmemek ve bu suları tarımsal sulamada kullanmamak da önemli bir koruma yöntemidir.
Vücudumuz Bu Maddelere Nasıl Tepki Verir?
Vücudumuza giren aldrin ve dieldrinin izlediği yol oldukça nettir. Ağız yoluyla, solunumla veya deri temasıyla alındıklarında, mide-bağırsak sisteminden veya akciğerlerden kana hızla geçerler. Deri yoluyla emilim de mümkündür ancak diğer yollara göre daha yavaştır. Kana karışan aldrin, karaciğerimize ulaştığında, oradaki enzimler tarafından hızla işlenir ve “epoksidasyon” dediğimiz bir işlemle dieldrine dönüştürülür. Bu dönüşüm o kadar hızlıdır ki, maruziyet sonrası vücut dokularında aldrin bulmak neredeyse imkansızdır; karşımıza çıkan hep dieldrindir.
Dieldrin oluştuktan sonra kan yoluyla tüm vücuda dağılır. İlk durakları karaciğer, böbrekler ve beyindir. Ancak bu organlarda uzun süre kalmaz. Yağlı yapısı nedeniyle, vücudun yağ depolarını kendine güvenli bir liman olarak seçer ve orada birikir. Eğer kişi sürekli olarak düşük dozlarda bu maddeye maruz kalıyorsa, yağ dokusundaki miktar zamanla artar ve bir denge noktasına ulaşır. Maruziyet kesildiğinde ise, yağ dokusundan yavaş yavaş kana salınır ve vücuttan atılması oldukça uzun sürer. İnsanlarda yapılan çalışmalar, vücuttaki dieldrin miktarının yarıya inmesi için gereken sürenin (yarılanma ömrü) yaklaşık bir yıl olduğunu göstermektedir. Yani vücudumuz bu maddeden kurtulmakta epey zorlanır.
Atılım ise büyük oranda dışkı yoluyla gerçekleşir. Karaciğerde işlenen ve safra yoluyla bağırsağa dökülen dieldrin ve onun yıkım ürünleri, dışkı ile vücudu terk eder. İdrar yoluyla atılım ise çok daha düşük seviyededir.
Aldrin ve Dieldrin Sinir Sistemini Nasıl Etkiler?
Aldrin ve dieldrin maruziyetinin en belirgin ve en tehlikeli etkisi sinir sistemi üzerindedir. Bu maddeler, beyindeki sinir hücrelerinin uyarılma eşiğini düşürerek, sinirlerin aşırı aktif hale gelmesine neden olur. Normal şartlarda sinir sistemimizi sakinleştiren ve dengede tutan mekanizmalar, bu kimyasalların etkisiyle devre dışı kalabilir. Bilimsel olarak ifade etmek gerekirse, bu maddeler beyindeki GABA (gama-aminobütirik asit) reseptörlerinin çalışmasını engeller. GABA, sinirsel iletimi frenleyen bir sistemdir; frenler tutmadığında ise beyin kontrolsüz bir elektriksel aktiviteye girer.
Yüksek dozda maruziyet durumlarında, insanlarda ve deney hayvanlarında görülen en tipik belirti kasılmalar ve nöbetlerdir (konvülsiyonlar). Bu nöbetler, epilepsi krizlerine benzer ve ani bilinç kaybıyla birlikte şiddetli kas hareketleriyle kendini gösterir. İş yerlerinde bu maddelerin üretimi veya uygulanması sırasında yüksek dozlara maruz kalan işçilerde, baş ağrısı, baş dönmesi, sinirlilik hali, mide bulantısı, kusma ve kontrolsüz kas seğirmeleri gibi belirtiler rapor edilmiştir. Daha ciddi vakalarda ise bu durum nöbetlere ve bilinç kaybına kadar gitmiştir.
İlginç bir şekilde, bu nöbetler bazen maruziyetten hemen sonra değil, günler sonra bile ortaya çıkabilmektedir. Vücut yağlarında biriken dieldrinin, stres veya hastalık gibi durumlarda kana karışması bu gecikmeli etkiye neden olabilir. Ancak iyi haber şudur ki, maruziyet sonlandırıldığında ve vücuttan atılım sağlandığında, sinir sistemi üzerindeki bu etkiler genellikle geri dönüşümlüdür ve zamanla iyileşme görülür. Düşük dozlarda uzun süreli maruziyetin sinir sistemi üzerindeki etkileri ise daha az belirgindir ancak yine de sinirlilik ve hafif davranış değişiklikleri gibi etkilere yol açabilir.
Karaciğer Sağlığı ve Aldrin ve Dieldrin İlişkisi
Karaciğer, vücudumuza giren tüm yabancı maddeleri işleyen ve zararsız hale getirmeye çalışan ana organımızdır. Dolayısıyla aldrin ve dieldrin gibi maddelerle karşılaştığında da ilk tepkiyi o verir. Hayvan deneylerinde, bu maddelerin uzun süre verilmesi sonucunda karaciğerde bazı değişiklikler gözlenmiştir. En sık rastlanan bulgu, karaciğer ağırlığının artması ve karaciğer hücrelerinde büyümedir. Bu durum, karaciğerin zehirli maddeyi temizlemek için enzim üretimini artırması ve daha çok çalışması sonucu oluşan bir “adaptasyon” tepkisi olarak değerlendirilir.
Ayrıca, karaciğer hücrelerinde yağlanma ve bazı mikroskobik hasarlar da rapor edilmiştir. Fareler üzerinde yapılan çalışmalarda, aldrin ve dieldrinin karaciğer tümörlerinin oluşumunu tetiklediği görülmüştür. Bu bulgu, bu maddelerin kanser yapıcı potansiyeli konusundaki endişelerin temel kaynağıdır. Ancak burada önemli bir detay var: Fare karaciğeri, bu tür kimyasallara karşı diğer türlere (sıçanlar, köpekler, maymunlar ve insanlar) göre çok daha hassastır ve farklı bir tepki mekanizmasına sahiptir. Sıçanlarda ve köpeklerde yapılan benzer çalışmalarda, karaciğer tümörü oluşumunda farelerdeki gibi belirgin bir artış gözlenmemiştir.
İnsanlarda yapılan çalışmalarda ise durum biraz daha farklıdır. Bu maddelerin üretiminde çalışan ve yıllarca yüksek seviyelerde maruz kalan işçilerin sağlık durumları uzun yıllar boyunca izlenmiştir. Bu çalışmalarda, karaciğer hasarına veya karaciğer kanserine bağlı ölümlerde genel toplum ortalamasına göre belirgin ve tutarlı bir artış tespit edilememiştir. Sadece bir çalışmada safra kanalı kanserlerinde hafif bir artıştan söz edilse de, bu durumun diğer kimyasallara maruziyet gibi başka faktörlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı net değildir.
Kısacası, hayvan deneyleri bu maddelerin karaciğer için toksik olabileceğini ve farelerde kansere yol açabileceğini gösterse de, insanlardaki veriler bu kadar kesin bir tablo çizmemektedir. Yine de uluslararası sağlık otoriteleri, ihtiyatlı davranarak bu maddeleri “muhtemel insan kanserojeni” olarak sınıflandırmışlardır. Bu sınıflandırma, “kesinlikle kanser yapar” demek değil, “hayvanlarda kanser yaptığına dair kanıtlar var, insanlarda da dikkatli olunmalı” anlamına gelir.
Üreme Sistemi ve Gelecek Nesiller Üzerindeki Etkileri
Karaciğer ve sinir sistemi üzerindeki etkilerini konuştuktan sonra, belki de en hassas konuya, yani üreme sağlığına ve bebeklere olan etkilerine değinmemek olmaz. Bilim insanları, laboratuvar ortamında hayvanlar üzerinde yaptıkları çalışmalarda, aldrin ve dieldrinin üreme yeteneğini olumsuz etkileyebileceğine dair bazı işaretler buldular. Bu maddelere maruz kalan deney hayvanlarında doğurganlığın azaldığı, düşüklerin arttığı ve hatta anne karnındaki yavruların gelişiminde bazı aksaklıklar yaşandığı gözlemlendi. Özellikle köpeklerde yapılan bir çalışmada, çiftleşmeden önce uzun süre bu maddelere maruz kalan hayvanlarda, cinsel isteksizlik ve ölü doğum oranlarında artış gibi üzücü tablolarla karşılaşıldı.
Daha da önemlisi, bu kimyasalların “nesiller arası” bir yolculuğa çıkabilme yeteneğidir. Aldrin ve dieldrin, ne yazık ki plasenta bariyerini aşarak anne karnındaki bebeğe ulaşabiliyor. Yani anne adayının geçmişte maruz kaldığı ve vücudunda depoladığı bu maddeler, hamilelik sürecinde kan yoluyla bebeğe geçebiliyor. Doğumdan sonra ise risk bitmiyor; çünkü bu maddeler yağlı dokularda birikme özelliğinden dolayı anne sütüne de karışabiliyor. Emzirme, bebeğin gelişimi için tartışmasız en değerli besin kaynağı olsa da, bu kimyasalların anne sütüyle bebeğe aktarılması bilim dünyasının üzerinde ciddiyetle durduğu bir konu. Ancak hemen endişeye kapılmayın; uzmanlar, anne sütünün sağladığı bağışıklık ve gelişim desteğinin, bu düşük düzeydeki kimyasal risklerden çok daha önemli olduğunu ve emzirmenin kesilmemesi gerektiğini vurguluyorlar.
Aldrin ve Dieldrin Karnesi: Bilmeniz Gerekenler Tablosu
Aşağıdaki tablo, bu iki maddenin özelliklerini, risklerini ve mevcut durumunu bir bakışta anlamanız için özetliyor.
| Özellik | Açıklama |
| Kimyasal Kimlik | Aldrin ve Dieldrin, klorlu hidrokarbonlar grubundan sentetik böcek ilaçlarıdır. Aldrin doğada veya vücutta hızla Dieldrine dönüşür. |
| Kullanım Durumu | Yasaklı. ABD ve birçok ülkede tarımsal kullanımı 1970’lerde, termit kontrolü gibi diğer kullanımları ise 1980’lerin sonunda tamamen durdurulmuştur. |
| Doğada Kalıcılık | Çok Yüksek. Özellikle dieldrin, toprakta ve tortularda yıllarca bozulmadan kalabilir. Güneş ışığı ve bakterilere karşı dirençlidir. |
| Vücutta Birikim | Var (Biyokonsantrasyon). Yağ dokusunu sever ve burada depolanır. Vücuttan atılması çok yavaştır (yarılanma ömrü yaklaşık 1 yıldır). |
| Temel Maruziyet | Geçmişte ilaçlanmış topraklarda yetişen kök sebzeler, süt ürünleri ve yağlı etler en yaygın kaynaktır. Eski evlerdeki termit ilaçlamaları da hava yoluyla risk oluşturabilir. |
| En Hassas Organlar | Sinir Sistemi (aşırı uyarılma, nöbetler) ve Karaciğer (büyüme, enzim değişikliği). |
| Kanser Riski | Uluslararası otoritelerce (EPA, IARC) “Muhtemel İnsan Kanserojeni” (Grup B2 veya 2A) olarak sınıflandırılmıştır. Hayvanlarda karaciğer tümörlerini tetiklediği görülmüştür. |
Aldrin ve Dieldrin Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Bu maddeler kesinlikle kanser yapar mı?
Bu, belki de en çok merak edilen ve cevabı en hassas olan sorudur. Bilimsel sınıflandırmalara göre aldrin ve dieldrin, “muhtemel insan kanserojeni” kategorisindedir. Bu şu anlama gelir: Yapılan hayvan deneylerinde, özellikle farelerde, bu maddelerin uzun süreli ve yüksek dozda alımının karaciğer tümörlerine yol açtığı net bir şekilde görülmüştür. Farelerin karaciğeri bu maddelere karşı oldukça hassas bir tepki verir ve tümör oluşumu tetiklenir.
Ancak insanlarda durum biraz daha karmaşıktır. Bu maddelerin üretildiği fabrikalarda yıllarca çalışan ve yüksek dozlara maruz kalan işçiler üzerinde yapılan uzun soluklu takip çalışmalarında, kanser oranlarında genel topluma göre belirgin ve kesin bir artış saptanmamıştır. Yani hayvanlardaki o net kanser yapıcı etki, insanlarda aynı açıklıkta gözlemlenmemiştir. Yine de bilim dünyası “ihtiyatlılık ilkesi” gereği, bu maddelerin kanser yapma potansiyelini göz ardı etmez ve riskli kabul eder. Bu yüzden “kesin yapar” demek doğru olmasa da, “yapma ihtimali var ve dikkatli olunmalı” demek en doğru yaklaşımdır.
Hamilelikte veya emzirirken bebeğim bu maddelerden etkilenir mi?
Evet, ne yazık ki bu maddelerin anne adayından bebeğe geçişi mümkündür. Aldrin ve dieldrin, vücuttaki yağ depolarında saklandığı için, hamilelik sırasında plasenta yoluyla fetüsün kan dolaşımına karışabilir. Yapılan analizlerde, göbek kordonu kanında ve hatta yeni doğan bebeklerin ilk dışkılarında bu maddelerin izlerine rastlanabilmiştir. Hayvan deneylerinde, anne karnında bu maddelere maruz kalan yavruların doğum sonrası hayatta kalma oranlarının düştüğü gözlemlenmiştir.
Doğumdan sonra ise anne sütü bir transfer aracı olabilir. Annenin vücudunda yıllar içinde birikmiş olan kimyasallar, sütün yağlı yapısı nedeniyle buraya geçebilir ve emzirme sırasında bebeğe aktarılabilir. Ancak burada paniğe kapılmamak gerekir. Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık kuruluşları, anne sütünün bebek gelişimi, bağışıklık sistemi ve zeka üzerindeki muazzam faydalarının, bu tür çevresel kirleticilerin oluşturabileceği potansiyel risklerden çok daha ağır bastığını belirtmektedir. Yani mevcut veriler, bu risk nedeniyle emzirmeyi bırakmayı önermemektedir.
Hangi yiyeceklerde aldrin ve dieldrin bulunma riski daha yüksektir?
Bu maddeler artık tarımda kullanılmıyor olsa da, topraktaki inatçı kalıcılıkları nedeniyle besin zincirimize sızmaya devam edebiliyorlar. En büyük risk grubu, toprakla doğrudan temas eden ve topraktaki kalıntıları bünyesine çeken kök sebzelerdir. Havuç, patates, turp gibi sebzeler, eğer geçmişte bu ilaçların yoğun kullanıldığı bir tarlada yetiştiriliyorsa, bünyelerinde dieldrin barındırabilirler.
İkinci önemli grup ise yağlı hayvansal gıdalardır. Hayvanlar, otlanırken veya yemleri aracılığıyla bu maddeleri alırlar ve vücut yağlarında biriktirirler. Dolayısıyla, süt, peynir, tereyağı gibi süt ürünleri ve yağlı kırmızı etler, bu maddelerin insanlara ulaşmasında bir araç olabilir. Ayrıca, kirlenmiş sularda yaşayan balıklar ve kabuklu deniz ürünleri de vücutlarında bu kimyasalları biriktirebilirler (“biyokonsantrasyon”). Ancak günümüzde gıda denetimleri ve bu maddelerin yasaklanması sayesinde, gıdalardaki kalıntı miktarları geçmişe göre çok daha düşük seviyelerdedir.
Vücudumda bu kimyasalların olup olmadığını nasıl öğrenebilirim?
Vücudunuzdaki aldrin veya dieldrin miktarını ölçmek teknik olarak mümkündür, ancak bu testler rutin check-up’ların bir parçası değildir. Genellikle zehirlenme şüphesi veya özel araştırmalar için yapılır. En yaygın yöntem kan testidir. Ancak aldrin vücutta çok hızlı bir şekilde dieldrine dönüştüğü için, kan tahlillerinde genellikle sadece dieldrin seviyesine bakılır. Kandaki dieldrin seviyesi, kişinin hem yakın zamanda maruz kalıp kalmadığını hem de vücut yükünü gösterebilir.
Daha kesin ve uzun vadeli birikimi görmek için ise yağ dokusu analizi yapılabilir. Bu, küçük bir cerrahi işlemle yağ dokusu örneği alınmasını gerektirdiği için daha zahmetli bir yöntemdir. Ayrıca anne sütü de bu maddelerin birikimini gösteren bir biyolojik materyal olarak analiz edilebilir. Ancak unutmamak gerekir ki, genel popülasyondaki çoğu insanın vücudunda, çevresel maruziyet nedeniyle çok düşük (eser) miktarlarda bu maddelerden bulunabilir ve bu düşük seviyeler genellikle akut bir sağlık sorunu yaratmaz.
Bu maddeler hala çevremizde var mı, yoksa tamamen yok oldular mı?
Üretimleri ve kullanımları onlarca yıl önce durdurulmuş olsa da, aldrin ve özellikle dieldrin “yok olmayan” miraslar gibidir. Çevresel koşullara, güneş ışığına ve mikroorganizmalara karşı gösterdikleri direnç nedeniyle doğadan tamamen silinmemişlerdir. Özellikle tarımsal geçmişi olan topraklarda, nehir ve göl tabanlarındaki tortularda hala bu maddelerin izlerine rastlanmaktadır.
Ayrıca, termit kontrolü için ilaçlanmış eski binaların zemin toprağında ve yapı malzemelerinde de kalıntılar bulunabilmektedir. Atmosferik olaylar ve rüzgarlar sayesinde, hiç kullanılmadıkları kutup bölgelerine kadar taşınmışlardır. Yani, aktif olarak havaya veya suya sıkılmıyor olsalar da, geçmişin bir “hayaleti” olarak ekosistemde döngüye devam etmektedirler. Ancak sevindirici olan, yasaklamalar sayesinde çevredeki konsantrasyonlarının her geçen yıl kademeli olarak azalmakta olduğudur.
Kaynaklar
Aldrin/Dieldrin | Zehirli Maddeler | Zehirli Madde Portalı | ATSDR
...
Yasal Uyarı ve Sorumluluk Reddi: Bu blogda yer alan tüm içerikler yalnızca genel bilgilendirme amaçlıdır ve yayınlandığı tarihteki mevcut bilimsel verilere dayanarak hazırlanmıştır. Söz konusu bilgiler, profesyonel tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Sağlığınızla ilgili herhangi bir soru, endişe veya ihtiyaç durumunda, lütfen bir doktora ya da yetkin bir sağlık kuruluşuna başvurunuz. Bu blogda sunulan bilgilerin kullanımı tamamen okuyucunun sorumluluğundadır. Blog sahibi, yazarlar veya bağlı kuruluşlar, bu içeriklerin doğruluğu, güncelliği veya eksiksizliği konusunda herhangi bir garanti vermez ve bu bilgilerin kullanımından kaynaklanabilecek doğrudan veya dolaylı herhangi bir zarar veya kayıptan sorumlu tutulamaz. Sağlık durumunuza ilişkin kararlar almadan önce, mutlaka bir sağlık uzmanına danışmanız gerektiğini unutmayınız. Bu blog, tıbbi bir hizmet sunmamakta olup yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır.
Housing Filtre Setleri
Arıtma Cihazı Filtre Setleri
Duş Filtreleri
Housing Filtreler
Membran Filtreler
UV Filtreler
Yıkanabilir Filtreler
Analiz Cihazları
Basınç Ayarlayıcılar
Çekvalfler
Clipsler
Fittingsler
Hortum
Housing Anahtarları
Housingler
Musluk
Pompa
Su Analiz Kitleri ve Cihazları
Switchler & Solenoid Valfler
Tank
Valfler
Aktif Karbon Filtreleri
Arsenik Arıtma Sistemleri
Biyolojik Arıtım Sistemleri
Elektrodeiyonizasyon Sistemleri
Endüstriyel Ekipmanlar
Gri Su Arıtma Sistemleri
MBR Arıtım Sistemleri
Ultrafiltrasyon Sistemleri
Yumuşatma Sistemleri