GDO’lu ürünler, genetik yapısı laboratuvar ortamında değiştirilen bitki, hayvan veya mikroorganizmalardan doğrudan elde edilen ya da bu organizmalardan türetilen bileşenleri içeren ürünleri ifade eder. Bugün market rafında gördüğümüz pek çok paketli gıdanın içinde, doğrudan “GDO” yazmasa bile, genetik mühendisliğiyle geliştirilen tarım ürünlerinden gelen türev bileşenler bulunabilir.

Bu konu, sadece “zararlı mı, zararsız mı” sorusuna sıkışmayacak kadar geniştir. Bir yanda tarımsal verim, hastalık ve zararlı yönetimi, gıda israfının azaltılması gibi hedefler; diğer yanda biyoçeşitlilik, tarım ilacı kullanımı, etiketleme ve tüketici seçimi gibi başlıklar vardır. Bu yazıda GDO’lu ürünler konusunu net tanımlarla, bilimsel risk değerlendirme mantığıyla ve Türkiye’deki mevzuat çerçevesiyle adım adım ele alıyorum.

Okurken akılda tutulması gereken temel nokta şudur: Gıda güvenliği, “teknoloji” üzerinden değil “ürün” üzerinden değerlendirilir. Yani genetik müdahale tek başına ne otomatik bir risk ne de otomatik bir avantaj anlamına gelir; her yeni çeşit, amaçlanan özelliği ve olası yan etkileriyle birlikte ayrı ayrı incelenir.

GDO nedir, GDO’lu ürünler ne demek?

GDO (genetiği değiştirilmiş organizma), bir canlının DNA’sına laboratuvar koşullarında kalıcı bir değişiklik yapılmasıyla elde edilen yeni genetik yapıyı ifade eder. Bu değişiklik, başka bir türden gen aktarımı, mevcut genin işlevinin değiştirilmesi ya da gen ifadesinin düzenlenmesi şeklinde olabilir. [1]

GDO’lu ürünler ise iki ana grupta düşünülür: Birincisi, genetiği değiştirilmiş organizmanın kendisi (örneğin genetiği değiştirilmiş bir bitkinin tane, un veya taze kısmı). İkincisi, bu organizmadan elde edilen yağ, nişasta, lesitin gibi türev bileşenleri içeren işlenmiş ürünlerdir. [3]

Günlük dilde “GDO’lu gıda” denince genellikle bitkisel tarım ürünleri kastedilir; çünkü ticari ölçekte genetik müdahale en çok tarla bitkilerinde yaygındır. Dünya genelinde en yaygın örnekler arasında mısır, soya, kanola, pamuk ve şeker pancarı gibi ürünler yer alır. [2]

GDO ile hibrit, ıslah ve gen düzenleme arasındaki fark

Hibrit tohum ve klasik ıslah, aynı tür içindeki farklı çeşitlerin seçilmesi ve çaprazlanmasıyla yapılır. Burada genetik değişim doğaldır; ancak süreç insan eliyle yönlendirilir. GDO’da ise genetik değişiklik laboratuvarda hedefe yönelik şekilde yapılır; bu yüzden yöntem ve denetim süreçleri farklıdır. [3]

Gen düzenleme (örneğin hedefli kesip onarma yaklaşımı) ise bazen dışarıdan gen eklemeden, canlıdaki mevcut DNA üzerinde nokta atışı değişiklikler yapabilir. Bazı ülkeler bu tür değişiklikleri GDO mevzuatından farklı yorumlayabilir; bu da etiketleme ve izin süreçlerinde ülkeye göre farklılık doğurur. [2]

Tüketici açısından pratik ayrım şudur: Hibrit demek GDO demek değildir. Organik tarımda hibrit çeşitler kullanılabilir; fakat GDO kullanımı birçok organik standardında yasaktır. [3]

GDO’lu ürünler neden geliştirilir? Hedefler ve kullanım alanları

Genetik müdahalenin ana amacı, bitkiye veya organizmaya belirli bir özelliği daha hızlı ve daha kesin biçimde kazandırmaktır. Bu hedefler genellikle tarla koşullarındaki bir sorunu çözmeye odaklanır: zararlı böceklere dayanıklılık, yabancı ot yönetimi, bitki hastalıklarına tolerans, kuraklık gibi streslere dayanım ve bazı durumlarda besin bileşiminin değiştirilmesi. [2]

Ticari uygulamalarda en yaygın iki özellik, herbisit toleransı ve böcek direncidir. Herbisit toleranslı çeşitlerde amaç, belirli bir yabancı ot ilacı uygulandığında kültür bitkisinin zarar görmemesidir. Böcek dirençli çeşitlerde ise hedef, belirli zararlıların bitkiye verdiği kaybı azaltmaktır. [2]

Daha niş uygulamalar da vardır: bazı çeşitlerde raf ömrünü uzatma, kahverengileşmeyi azaltma, yağ asidi profilini değiştirme veya belirli mikro besinleri artırma gibi hedefler görülebilir. Bu tür ürünlerde risk değerlendirmesi, değişen bileşime bağlı ek sorular içerir. [4]

GDO’lu ürünler güvenliği nasıl değerlendirilir?

GDO’lu ürünlerin piyasaya çıkmadan önce değerlendirilmesi, “karşılaştırmalı güvenlik” yaklaşımına dayanır. Temel soru şudur: Yeni çeşidin besin bileşimi, toksik bileşenleri, alerjen potansiyeli ve beklenmeyen etkileri, geleneksel muadiliyle karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık gösteriyor mu? [3]

Uluslararası düzeyde Codex Alimentarius, risk analizi ve gıda güvenliği değerlendirmesinde çerçeve sunar. Bu çerçevede moleküler karakterizasyon, hedeflenen proteinin özellikleri, toksikoloji, alerjenite, besin bileşimi ve gerektiğinde hayvan besleme çalışmaları gibi adımlar yer alır. [3]

Avrupa Birliği’nde değerlendirme süreci, bilimsel risk değerlendirmesi ve izleme planlarıyla birlikte yürür. EFSA, GDO’lu bitkilerden elde edilen gıda ve yemler için ayrıntılı bir değerlendirme rehberi yayımlamıştır. [4]

WHO da uluslararası pazarda onaylanan GDO’lu gıdaların güvenlik değerlendirmelerinden geçtiğini ve şu ana kadar onaylı ürünlerin genel nüfusta tüketimiyle ilişkilendirilen doğrulanmış bir sağlık etkisi gösterilmediğini belirtir. [1]

Alerjenite değerlendirmesi neden özel bir başlıktır?

GDO’lu bir üründe yeni bir protein üretiliyorsa, bunun alerjen olma ihtimali ayrıca incelenir. Değerlendirmede; gen kaynağının bilinen alerjenlerle ilişkisi, protein dizisinin bilinen alerjenlerle benzerliği, sindirimde dayanıklılık ve gerektiğinde laboratuvar testleri gibi adımlar kullanılır. [5]

Bu yaklaşım, “GDO alerji yapar” gibi genellemeleri engellemek için tasarlanmıştır. Çünkü alerjenite, kullanılan genin kaynağına ve üretilen proteinin özelliklerine bağlıdır; her ürün, her özellik için aynı değildir. [5]

İnsan sağlığı açısından tartışılan riskler: Ne biliyoruz?

GDO’lu ürünler konusunda sağlık tartışmaları birkaç ana başlıkta toplanır: alerjenite, toksik etki ihtimali, besin değerinde anlamlı değişiklikler, antibiyotik direnç genleri ve tarımsal uygulamalara bağlı dolaylı maruziyetler. Bu başlıkların her biri için bilimsel değerlendirme, “olasılık ve kanıt” üzerinden yapılır. [2]

Toksik etki ihtimali, genetik değişikliğin bitkide beklenmeyen bir metabolik değişime yol açıp açmadığı sorusu üzerinden ele alınır. Bu yüzden bileşim analizi, hedeflenen protein için toksikoloji bilgisi ve gerektiğinde besleme çalışmaları birlikte değerlendirilir. [3]

Antibiyotik direnç belirteç genleri, özellikle eski nesil bazı geliştirme süreçlerinde kullanılan bir araçtır. Bu genlerin bağırsak bakterilerine geçerek klinik açıdan anlamlı bir direnç artışı yaratma ihtimali uzun yıllardır tartışılmış ve bilimsel kurumlar tarafından risk değerlendirmesine konu edilmiştir. EFSA’nın ilgili bilimsel görüşleri, gen transferi olasılığının çok düşük olduğunu vurgulamakla birlikte, konuya temkinli yaklaşımın gerekçelerini de ayrıntılandırır. [6]

Dolaylı risk tartışmalarının önemli bir kısmı, ürünün genetik özelliğinden çok tarım pratiğine ilişkindir. Örneğin herbisit toleranslı çeşitlerin yaygınlaştığı sistemlerde, yabancı ot yönetimi tek bir kimyasal yönteme aşırı yaslanırsa dirençli ot popülasyonları ortaya çıkabilir; bu da zamanla daha yoğun veya daha farklı müdahaleleri gündeme getirir. [2]

Bu noktada “GDO’lu ürünler tek başına daha risklidir” demek yerine, “hangi tarımsal sistemde, nasıl kullanılıyor” sorusunu sormak daha doğrudur. NASEM raporu, sağlık ve çevre konusunda geniş literatürü tarayarak genellemelerden kaçınmayı, ürün bazlı ve sistem bazlı değerlendirmeyi önerir. [2]

GDO’lu ürünler ve çevre: biyoçeşitlilik, gen akışı, direnç

Çevresel tartışmaların merkezinde üç konu vardır: gen akışı (polenle gen geçişi), hedef dışı organizmalar üzerindeki etkiler ve tarla ekosisteminde direnç gelişimi. Bu etkiler, ürünün özelliğine, ekildiği bölgeye ve yönetim uygulamalarına göre değişir. [2] [12]

Gen akışı, bir bitkiden çıkan polenin aynı türün farklı bir çeşidine veya yakın akraba yabani türlere ulaşmasıyla genlerin taşınmasıdır. FAO, gen akışının tarımda zaten var olan bir olgu olduğunu; ancak herbisit toleransı gibi özelliklerde, yanlış yönetildiğinde yabani otların rekabet gücünü artırabileceğini belirtir. [12]

Bazı ürünlerde, özellikle bitkinin yabani akrabalarının bulunduğu coğrafyalarda, gen kaçışı biyoçeşitlilik ve yerel çeşitlerin korunması açısından hassas bir konudur. Bu nedenle risk değerlendirmesinde “çevresel alıcı” olarak adlandırılan bölgesel koşullar, türlerin ekolojisi ve tozlaşma biyolojisi ayrıca incelenir. [14]

Direnç konusu, hem herbisit toleransında hem böcek direncinde karşımıza çıkar. Zararlılar ve yabancı otlar, yoğun seçilim baskısı altında zamanla direnç geliştirebilir. Bu nedenle sığınak alanları, rotasyon, entegre mücadele gibi yönetim stratejileri, teknolojinin kendisi kadar önemlidir. [13] [15]

Hedef dışı organizmalar konusu nasıl ele alınır?

Böcek dirençli çeşitler geliştirilirken hedeflenen zararlı dışındaki canlıların etkilenip etkilenmediği de değerlendirilir. Bu değerlendirme, maruziyet düzeyi ve ekosistemdeki rol gibi parametrelere dayanır ve izleme planlarıyla desteklenebilir. [4]

Buradaki amaç “risk yoktur” demek değil; olası risk yollarını tanımlamak, ölçmek ve yönetilebilir hale getirmektir. Bu yüzden çevresel risk değerlendirmesi, gıda güvenliği değerlendirmesinden farklı olarak ekolojik bağlama daha fazla ağırlık verir. [4]

GDO nelerde var? GDO’lu ürünler hangi bileşenlerde karşımıza çıkar?

GDO’lu ürünler, çoğu zaman taze bir ürün şeklinde değil, işlenmiş gıdalarda “bileşen” olarak karşımıza çıkar. Bunun nedeni, küresel ticarette yaygın olan bazı tarla bitkilerinin yağ, nişasta ve protein türevlerinin gıda sanayinde çok sık kullanılmasıdır. [2]

Pratik olarak en çok dikkat çeken hammaddeler mısır ve soyadır. Bu ürünlerin nişastası, şurubu, proteini ve emülgatör türevleri çok sayıda paketli gıdanın formülasyonunda yer alabilir. Kanola ve pamuk gibi yağ bitkileri de rafine yağlar üzerinden zincire dahil olabilir. [2]

Şeker pancarı da bazı ülkelerde genetik mühendisliğiyle yetiştirilen çeşitleri bulunan bir üründür. Rafine şeker gibi yüksek derecede arıtılmış ürünlerde genetik materyalin tespiti teknik olarak zorlaşabilir; bu durum, ülkelerin etiketleme yaklaşımında farklı uygulamalara yol açabilir. [7]

Paketli ürünlerde sık görülen türevler

Aşağıdaki tablo, günlük etiket okumasında en sık karşılaşılan türevleri göstermesi için hazırlanmıştır. Bu türevlerin tamamı her zaman GDO anlamına gelmez; ancak kaynak ürünün GDO’lu olabildiği ülkelerden gelen hammadde kullanımı söz konusuysa, tüketicinin soracağı ilk sorular bu bileşenlerin kökeniyle ilgilidir.

Hammaddeİşlenmiş gıdada sık görülen türevlerEtikette nasıl geçebilir?
MısırNişasta, modifiye nişasta, glikoz/fruktoz şurubu, dekstroz, maltodekstrinMısır nişastası, modifiye nişasta, glikoz şurubu, fruktoz şurubu, dekstroz, maltodekstrin
SoyaYağ, lesitin, un, protein konsantresi/izolatıSoya yağı, lesitin (soya), soya unu, soya proteini, bitkisel protein
KanolaRafine yağKanola yağı, bitkisel yağ (kanola)
Şeker pancarıRafine şekerŞeker, sakkaroz
PamukPamuk tohumu yağı (rafine)Pamuk yağı, bitkisel yağ (pamuk)

Etiketleme ve izlenebilirlik: GDO’lu ürünler nasıl tanımlanır?

Tüketicinin elindeki en somut araç etiket bilgisidir. Etiketleme sistemi; üreticinin ham madde kaynağını izleyebilmesini, denetçinin ürünü geriye doğru takip edebilmesini ve tüketicinin de tercih yapabilmesini amaçlar. [8]

Avrupa Birliği’nde izlenebilirlik ve etiketleme kuralları iki temel düzenleme üzerinden yürür: GDO’lu gıda ve yemle ilgili izin süreçleri ile etiketlemeyi düzenleyen çerçeve ve izlenebilirlik/etiket zorunluluğunu detaylandıran düzenleme. [7] [8]

AB’de yaygın olarak kullanılan eşik değer yaklaşımında, bir bileşende genetik materyalin “tesadüfi veya teknik olarak kaçınılmaz” şekilde bulunması halinde, belirli bir yüzdeye kadar etiketleme zorunluluğu doğmayabilir. Bu eşik değer, tüketiciye “sıfır” vaadi verilmeden, pratik ticari koşullarda ölçülebilir bir sistem kurmak için tercih edilir. [7]

Türkiye’de etiketleme eşiği ne anlama geliyor?

Türkiye’de Biyogüvenlik Kanunu, GDO ve ürünleriyle ilgili izin, denetim ve etiketleme sisteminin temelini oluşturur. Kanun; kurulun görüşleri doğrultusunda eşik değerin belirlenmesi ve etiketlemeye ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi görevlerini tanımlar. [9]

Uygulamada, yem amaçlı onaylanan GDO’lar için etiketlenmeyi gerektiren eşik değer %0,9 olarak uygulanır. Bu eşiğin üzerindeki ürünler, mevzuatta tanımlanan ifadelerle etiketlenmek zorundadır. [10]

Burada kritik ayrım şudur: Etiketleme eşiği, bir ürünün “yasal olarak piyasaya arz edilebilir” olup olmadığıyla birlikte değerlendirilir. Türkiye’de gıda amaçlı hiçbir GDO’lu ürüne izin verilmediği bilgisi, gıda tarafında etiketleme pratiğini yem tarafına göre farklılaştırır. [17] [18]

Türkiye’de GDO’lu ürünler: Yasal çerçeve ve mevcut durum

Türkiye’de temel yaklaşım, insan gıdası olarak doğrudan GDO üretimi ve piyasaya arzı konusunda kısıtlayıcıdır. Biyogüvenlik Kanunu, genetiği değiştirilmiş bitki ve hayvanların üretimine yönelik yasak ve sınırlamalar içeren bir çerçeve ortaya koyar. [9]

Buna karşılık yem amaçlı kullanım için belirli GDO’lar, başvuru ve değerlendirme süreçlerinden sonra onaylanabilmektedir. Bu durum, özellikle büyük ölçekli hayvancılıkta kullanılan yem hammaddeleri nedeniyle gıda zincirinde dolaylı tartışmalara yol açar. [11]

Özetle, Türkiye’de “GDO’lu ürünler var mı?” sorusunun yanıtı, ürünün gıda mı yem mi olduğuna, ithalat izinlerine ve ürünün işlenme düzeyine göre değişir. Bu yüzden tartışma çoğu zaman tek bir cümleyle kapanmaz; mevzuat okuryazarlığı ve etiket okuryazarlığı gerektirir.

GDO’lu yem, et-süt-yumurta: Dolaylı maruziyet nasıl anlaşılır?

Bir hayvanın GDO’lu yemle beslenmesi, tüketicinin tabağına “GDO geçer mi” sorusunu getirir. Bilimsel değerlendirmelerde temel nokta, DNA ve proteinlerin sindirimde parçalanması ve vücuda alındığında işlevsel olarak aktarılmasının son derece düşük olasılık olmasıdır. Bu başlık, özellikle hayvan yemi güvenliği ve izlenebilirliği açısından ele alınır. [16]

Ancak tüketici tercihleri sadece biyolojik transfer ihtimaline dayanmaz. Bazı kişiler, etik veya çevresel gerekçelerle GDO’lu yem kullanılmamasını tercih edebilir. Bu noktada şeffaflık, etikette bulunmayan bilginin satıcı veya üretici tarafından açıklanmasıyla sağlanır; yani tercih, çoğu zaman “etiket dışı” bir bilgiye dayanır.

Net bir kural söylemek gerekirse: Dolaylı maruziyet tartışması, çoğu ülkede etiketleme zorunluluğunun kapsamı içinde değildir. Bu yüzden “GDO’suz beslenmek” hedefi olan biri, sadece ürün etiketine bakarak tüm zinciri kontrol ettiğini varsaymemelidir. [8]

GDO’lu ürünler hakkında sık görülen yanlış inanışlar

Yanlış inanış 1: “Her GDO zararlıdır.” Bilimsel kurumlar, genetik mühendisliğiyle geliştirilen ürünlerin güvenliğinin ürün bazında değerlendirildiğini ve genel nüfusta onaylı ürünlerin tüketimiyle ilişkilendirilen doğrulanmış bir sağlık etkisi gösterilmediğini vurgular. [1] [2]

Yanlış inanış 2: “Hibrit tohum GDO’dur.” Hibrit, klasik ıslahın bir sonucudur; GDO ise laboratuvarda hedefli genetik değişiklikle elde edilir. İkisi aynı şey değildir. [3]

Yanlış inanış 3: “GDO demek daha çok ilaç kalıntısı demektir.” Bazı tarım sistemlerinde herbisit toleransı kimyasal kullanımını artırabilir; bazılarında ise uygulama desenini değiştirebilir. Bu nedenle, tek bir genelleme yerine ürün ve tarım sistemi birlikte değerlendirilmelidir. [2] [15]

Yanlış inanış 4: “Etikette yazmıyorsa kesin GDO yoktur.” Etiketleme eşiği, “tesadüfi bulaşan” kavramı ve ülkelerin farklı mevzuatları nedeniyle, etiket tek başına her zaman mutlak bir garanti anlamına gelmez. [7] [10]

GDO’lu ürünler tüketmek istemeyenler için net yol haritası

GDO’lu ürünler tüketmemeyi hedefleyen biri için en pratik yaklaşım, “mükemmel kontrol” yerine “makul kontrol” kurmaktır. Çünkü küresel tedarik zincirinde ham madde ve türev bileşenlerin kökenini her zaman yüzde yüz kanıtlamak mümkün olmayabilir. Aşağıdaki adımlar, günlük hayatta uygulanabilir net bir çerçeve sunar.

  1. Ambalajlı ürünlerde içerik listesini okuyun ve mısır, soya, kanola ve bu hammaddelerin türevlerini düzenli tüketim açısından izleyin.
  2. Şekerleme, bisküvi, hazır sos, hazır çorba ve gazlı içecek gibi yoğun işlenmiş ürünleri azaltın; bu gruplarda türev bileşen olasılığı daha yüksektir.
  3. Rafine yağ, nişasta ve lesitin içeren ürünlerde ham madde kaynağına dair açıklama arayın; yoksa üreticiye sorarak şeffaflık talep edin.
  4. Organik sertifikalı ürünleri tercih ediyorsanız, sertifika kapsamının GDO kullanımını yasakladığını doğrulayın; belgeyi görmeden yalnızca “doğal” ifadesine güvenmeyin.
  5. Yerel ve az işlem görmüş gıdalara ağırlık verin; taze sebze-meyve ve baklagil gibi temel gıdalar, türev bileşenlerden daha az etkilenir.
  6. Evde pişirme oranınızı artırın; dışarıdan alınan hazır ürün sayısı azaldıkça kontrol alanınız genişler.
  7. Hayvansal ürünlerde “GDO’suz yem” gibi beyanlar varsa, bunun doğrulama mekanizmasını sorun; belgesiz beyanı tek başına yeterli görmeyin.
  8. Çocuk beslenmesinde özellikle bebek ve küçük çocuk ürünlerinde mevzuat kısıtlarını ve ithalat/üretim bilgilerini ayrıca kontrol edin. [9]
  9. Bir ürünü sadece tek bir iddia üzerinden değil, toplam beslenme kalitesi ve işlenme düzeyi üzerinden değerlendirin; GDO tartışması sağlıklı beslenmenin tamamı değildir.
  10. Şüphe duyduğunuz ürünleri düzenli tüketim yerine ara sıra tüketim kategorisine alın; böylece belirsizliği yönetmiş olursunuz.

Risk mi tehlike mi? GDO tartışmasını doğru okumak

GDO’lu ürünler konuşulurken “risk” ve “tehlike” kelimeleri sık sık birbirine karışır. Tehlike, bir etkenin zarar verme potansiyelidir; risk ise bu tehlikenin gerçekleşme olasılığı ve maruziyet düzeyiyle birlikte değerlendirilmesidir. Aynı tehlike, düşük maruziyette düşük risk anlamına gelebilir. [3]

Bu ayrım, özellikle toksikoloji ve alerjenite gibi konularda önemlidir. Örneğin yeni bir protein üretimi tehlike olarak değerlendirilebilecek bir başlık açar; ancak bu proteinin miktarı, sindirimde parçalanması, bilinen alerjenlerle benzerliği gibi veriler riskin ne olduğuna karar vermeye yardımcı olur. [5]

Bu yüzden bilimsel kurumların kullandığı dil genellikle “risk değerlendirmesi”, “belirsizlik”, “vaka bazlı inceleme” gibi ifadeler içerir. Bu ifadeler kaçamak değil; karmaşık sistemleri ölçülebilir hale getirmenin teknik dilidir. [4]

Laboratuvardan tarlaya: GDO geliştirme sürecinin ana adımları

GDO geliştirme süreci, dışarıdan bakınca “gen ekle ve bitti” gibi görünse de, pratikte çok katmanlı bir doğrulama sürecini içerir. Çünkü yapılan değişikliğin doğru yerde, doğru şekilde gerçekleşmesi; istenmeyen ek değişikliklerin kontrol edilmesi; tarla performansı ve güvenlik değerlendirmesi için gerekli verilerin toplanması gerekir. [3]

Süreç genellikle şu adımlarla ilerler: hedef özelliğin tanımlanması, uygun genetik dizinin seçilmesi, hücreye aktarım, dönüşümün doğrulanması, seçilen hatların çoğaltılması, kontrollü denemeler ve risk değerlendirmesi için veri setinin oluşturulması. Bu adımların ayrıntıları ülke mevzuatına göre değişebilse de mantık benzerdir. [4]

Codex yaklaşımında, moleküler karakterizasyon (genin kopya sayısı, yerleşim bölgesi, ifade düzeyi gibi) ile bileşim analizi bir arada değerlendirilir. Bu sayede, beklenen etkinin dışında kalan beklenmeyen değişikliklerin yakalanması hedeflenir. [3]

GDO tespiti nasıl yapılır? Etiket eşiği neden teknik bir konu

GDO tespiti çoğu zaman DNA tabanlı yöntemlerle yapılır. En yaygın yaklaşım, belirli genetik dizileri çoğaltarak varlığını göstermeyi amaçlayan PCR tabanlı analizlerdir. Ancak ürün ne kadar işlenmişse, DNA o kadar parçalanabilir ve tespit zorlaşabilir. [3]

Bu nedenle etiketleme sistemleri, “tesadüfi bulaşan” kavramını ve ölçüm belirsizliğini hesaba katar. Eşik değerler, hem ticari gerçeklik (taşıma, depolama, öğütme gibi aşamalarda karışma ihtimali) hem de ölçüm hassasiyeti dikkate alınarak belirlenir. [7]

Türkiye’de %0,9 eşiğinin uygulanması da bu teknik mantığın bir parçasıdır: Analizde %0,9 ve altında GDO tespit edilmesi, belirli koşullarda “bulaşan” olarak değerlendirilebilir ve farklı idari süreçlere tabi olabilir. [10]

Sürdürülebilirlik tartışması: GDO’lu ürünler tarım sistemini nasıl etkiler?

Sürdürülebilirlik, tek bir teknolojiyle ölçülmez; toprak, su, biyoçeşitlilik, iklim etkisi, çiftçi ekonomisi ve toplumsal kabul gibi boyutları vardır. Bu yüzden GDO’lu ürünler tartışmasında da tek bir “iyi” veya “kötü” etiketi yerine, hangi koşulda neyin değiştiğini konuşmak gerekir. [2]

NASEM raporu, bazı uygulamalarda böcek ilacı kullanımının azalabildiğini; ancak herbisit toleransı özelinde direnç yönetiminin doğru yapılmaması halinde dirençli yabancı otların arttığını ve bunun yönetimi için daha karmaşık uygulamalara ihtiyaç doğduğunu vurgular. [2]

FAO da çevresel değerlendirmede, gen akışı ve ekosistem etkileşimlerinin izlenmesi gerektiğini; özellikle yabani akrabaların bulunduğu bölgelerde yerel çeşitlerin korunmasının kritik olduğunu belirtir. [12]

Bu bağlamda sürdürülebilir yaklaşım, “tek bir tohum veya tek bir ilaç” yerine, rotasyon, mekanik mücadele, biyolojik mücadele, doğru doz ve zamanlama gibi entegre yöntemlerin birlikte kullanıldığı sistemlerdir. Teknoloji bu sistemin bir parçası olabilir; tek başına sistemin yerine geçmez.

Tüketici açısından karar verme: 3 soruda kişisel filtre

GDO’lu ürünler konusunda herkesin karar kriteri aynı değildir. Bazı kişiler sağlık riskini, bazıları çevre etkisini, bazıları da etik ve ekonomik boyutları öne alır. Kararınızı netleştirmek için şu üç soruyu kendinize sormak pratik bir başlangıç sağlar.

1) Benim için en kritik kaygı hangisi: sağlık, çevre, etik mi? Eğer kaygı sağlık ise değerlendirme daha çok kurumların risk analizine ve ürün bazlı izin süreçlerine dayanır. [1] [4]

2) Benim için kontrol edilebilir alan neresi: alışveriş sepeti mi, beslenme düzeni mi? İşlenmiş gıdaları azaltmak, hem GDO olasılığını hem de genel beslenme risklerini birlikte azaltır.

3) Ben hangi bilgiye güveniyorum: etiket, sertifika, üretici beyanı, denetim raporu? Her birinin güçlü ve zayıf yönleri vardır; tek kaynağa yaslanmak yerine birden fazla kanıt aramak daha sağlamdır. [7] [10]

GDO’lu ürünler hakkında sık sorulan sorular

GDO’lu ürünler içerebilen türevler için pratik kontrol listesi

Etiket okuma pratiğinde iki şey işe yarar: Birincisi, hangi hammaddelerin GDO’lu olabildiğini bilmek; ikincisi de bu hammaddelerin işlenmiş gıdada hangi isimlerle yer alabildiğini tanımak. Aşağıdaki liste, tek tek ürün isimlerinden bağımsız olarak, bileşen bazlı düşünmenize yardımcı olur.

  • Bitkisel yağlar: Kaynak belirtilmiyorsa kanola veya soya olasılığı açısından dikkat edin.
  • Nişastalar: Mısır nişastası, modifiye nişasta gibi ifadeler mısır temelli olabilir.
  • Şuruplar ve tatlandırıcılar: Glikoz şurubu, fruktoz şurubu gibi ifadeler mısır kökenli olabilir.
  • Emülgatörler: Lesitin (soya) gibi ifadeler soya türevi olabilir.
  • Protein katkıları: Bitkisel protein, soya proteini, protein izolatı gibi ifadeler soya temelli olabilir.

Kısa genel değerlendirme

GDO’lu ürünler konusunu sağlıklı yönetmenin yolu, tek bir slogan yerine üç katmanlı düşünmektir: Bilimsel güvenlik değerlendirmesi (ürün bazında), çevresel ve tarımsal yönetim (sistem bazında) ve tüketici seçimi (etiket ve şeffaflık bazında). Bu üç katman birlikte ele alındığında, tartışma daha net ve daha kontrol edilebilir hale gelir.

Eğer bir tüketici olarak önceliğiniz sağlık güvenliği ise, resmi risk değerlendirme çerçevelerini ve kurumların ürün bazlı yaklaşımını bilmek önemlidir. [1] [3] [4]

Eğer önceliğiniz çevresel etki ise, gen akışı ve direnç yönetimi gibi başlıklarda tarım sisteminin nasıl kurgulandığını, çeşitliliği ve entegre mücadele yöntemlerini takip etmek gerekir. [12] [13] [15]

Eğer önceliğiniz “GDO’lu ürünler tüketmemek” ise, etiket okuma becerisiyle birlikte işlenmiş gıdayı azaltmak ve güvenilir doğrulama mekanizmalarını aramak en net sonuç veren stratejidir.

GDO’lu ürünler kesin olarak zararlı mı?

Hayır. Onaylı ürünler için yapılan değerlendirmeler, ürünün geleneksel muadiliyle karşılaştırmalı analizine dayanır. WHO ve NASEM gibi kurumlar, mevcut kanıtların onaylı GDO’lu gıdaların tüketimiyle ilişkilendirilen doğrulanmış bir sağlık zararı göstermediğini belirtir; yine de her yeni ürünün vaka bazında değerlendirilmesi gerektiğini vurgular. [1] [2]

GDO alerji yapar mı?

Yeni bir protein üretimi söz konusuysa alerjenite ihtimali ayrıca incelenir. Değerlendirme, proteinin kaynağı, bilinen alerjenlerle benzerliği ve sindirimde dayanıklılığı gibi adımlarla yapılır. Dolayısıyla “her GDO alerji yapar” genellemesi doğru değildir. [5]

GDO’lu yemle beslenen hayvandan insana GDO geçer mi?

Sindirim sistemi, DNA ve proteinleri büyük ölçüde parçalar. Bilimsel değerlendirmeler, genetik materyalin işlevsel şekilde aktarılmasının çok düşük olasılık olduğunu; ancak tüketici tercihinin çevresel ve etik gerekçelerle farklı şekillenebileceğini ifade eder. [16]

Etiket üzerinde GDO yazmıyorsa içeriğinde hiç yok mu?

Her zaman değil. Eşik değer uygulaması ve tesadüfi bulaşan kavramı, belirli seviyelerin altında etiketleme zorunluluğu doğmayabileceği anlamına gelir. Bu nedenle, etiketin kapsamını ve ülke mevzuatını bilmek önemlidir. [7] [10]

Türkiye’de GDO’lu gıda satışı tamamen yasak mı?

Türkiye’de gıda amaçlı kullanım için onay verilmiş GDO bulunmaması nedeniyle, gıda tarafında yaklaşım kısıtlayıcıdır. Buna karşın yem amaçlı bazı GDO’lar için izin süreçleri işletilebilmektedir. Güncel durum, resmi izin ve denetim kayıtlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. [9] [11]

Eşik değer neden %0,9 gibi bir sayı?

Eşik değer, ticarette kaçınılmaz karışma ihtimali ve ölçüm belirsizliğini dikkate alan teknik bir araçtır. Amaç, “sıfır” iddiası yerine ölçülebilir ve denetlenebilir bir sistem kurmaktır. Türkiye’de uygulanan %0,9 eşiği yem tarafında açık şekilde belirtilmiştir. [7] [10]

GDO’lu ürünler çevreye mutlaka zarar verir mi?

Çevresel etki, ürünün özelliğine ve yönetim stratejisine bağlıdır. Gen akışı ve direnç gelişimi gibi başlıklar risk değerlendirmesinde ayrıca ele alınır ve izleme planlarıyla yönetilir. Tek bir cümleyle “mutlaka zarar verir” veya “asla etkilemez” demek bilimsel olarak doğru değildir. [12] [13]

GDO testini evde yapabilir miyim?

Hayır. GDO tespiti laboratuvar altyapısı, validasyon ve uygun örnekleme gerektiren bir analizdir. Üstelik ürün çok işlenmişse tespit daha da zorlaşabilir. Bu yüzden tüketici için pratik araç, etiket bilgisi ve güvenilir denetim mekanizmalarıdır. [3]

Kaynaklar

...

author-avatar

Hakkında Ethic Water

Ethic Water, su arıtma teknolojileri alanında yıllara dayanan tecrübesiyle hizmet veren güvenilir ve uzman bir firmadır. Temiz ve sağlıklı suya erişimi herkes için mümkün kılma misyonuyla yola çıkan Ethic Water; su arıtma cihazları, içme suyu kalitesi ve suyun insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkında güncel ve bilimsel içerikler üretmektedir. Yayınladığı blog yazılarında, hakemli akademik dergilerde yayımlanmış bilimsel çalışmalardan alıntılar ve güncel literatür taramaları kullanarak bilgi sunmaya özen gösterir. Profesyonel teknik kadrosu ve etik hizmet anlayışıyla müşterilerine sürdürülebilir çözümler sunan Ethic Water, suyun yaşam için taşıdığı önemi anlatan bilgilendirici blog yazılarıyla da fark yaratmayı hedeflemektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir